Elf kız arkadaş

Unikharion'un Günlüğü Vol. VI

2020.01.15 02:59 Unistonen Unikharion'un Günlüğü Vol. VI

Unikharion'un Günlüğü Vol. VI
Günlük!! İnanılmaz olaylar yaşandı bu hafta. Ve evet, hala hayattayım! Şimdilik.
Öncelikle bindiğim gemi meğer direk Vein’e değil, Dalieh’te duruyormuş! Gemi taak durunca kıyın kıyın çıkayım derken aydınlık, ferah görünümlü evler ve arnavut kaldırımlarını görünce şaşırdım. Kaptan Greysha “Bu akşam buradayız, sonra Vein’e yolumuz devam eder.” diyerek iki koca sandığı üstüme saldı. Kollarımın iki santim uzadığını ve kaslarımın tel tel koptuğunu hissettim o an. Neyseki tek verdikleri iş buydu- her ne kadar gücümün büyük çoğunu o sandıklara harcasam da. Ama yüzümü limanın geri kalanına çevirdiğimde, bacaklarım karıncalanmaya başladı. Buraya hiç gelmemiştim ve şimdi vaktim vardı. En azından bi genel gezmek uymaz mı?
Tam o sırada bak kim geldi yanıma- Hugin’i hatırlıyorsun, de mi günlük? Horus civarında kanadı kırıkken yavrucağızı alıp tedavi etmiştim. Şimdi çok büyümüş! Dalieh’te ne işi var, gerçekten bilmiyorum ama daha sandıkların üzerinde otururken o ilginç ötüşünü duydum. Geldi kondu şapkama. Bu arada şapka da Dalileh için sıcak geldi, çıkarttım. Hazır gemiye yakınken de daha ince bir şeyler giyindim.
akşam yemeğimi çalarken bile tatlı kerata!
Dalieh, Eski Tempest’ten kopma bir ada. Nispeten ılıman bir iklimi var. Meydan yerine, içinde bilimum dükkanın olduğu geniş sokaklar var, her sokakta ayrı bir zanaat toplanmış. Vergan ya da Walgrunt gibi ihtişamlı evlerdense daha mütevazi, bir ya da iki katlı kutu gibi evler sıkış tepiş konmuş. Fakat evlerin küçük göründüğüne bakmayın, içerisi çok geniş oluyor genelde. Hele başımı soktuğum dükkanlar inanılmaz. Hayatımda bu kadar dolu dükkan görmedim!
Fakat burada gezmeye yer yok. Dükkan sahipleri “ya bir şeyler alırsın ya da-“ Neyse, tahmin ettin ne dediklerini. Bir silah dükkanında en son “Evet” dedim, “nelerin var reis!” Söylediği fiyatların çoğunu ne duydum, ne ben ödeme olarak aldım. Keşke teklif edilse! Bir sene en güzel hanlarda en güzel yemekleri yiyerek rahatça gezerim. Ama Vergan sarayı bile vermez o paraları. Teşekkür edip çıkarken adam yine arkamdan küfretti. Neymiş efendim, Dalieh’in en büyük dükkanına böyle mi girilirmiş! Adı da Ejder Silahları gibi kolpa bi şey ha. Umarım soyulur be!
Hanlar ve tavernalarda farklı değil bu arada. Esnaf lokantası gibi bi yere gideyim dedim, Walgrunt’a şükrettim! Bi sığır birasına bir gümüş nedir ya!? Artık açlıktan pes edip, ucuz diye sardalya dürüm kemirdim. 90 bakıra böyle tat da, ne biliyim… Gerçekten yapacak bir şeyim yoktu. İçecek de ya bira ya da şarap vardı, hiç alkol alasım olmadı o tada. Böyle de kuru kuru bir yer Dalieh sokakları.
İşte orada anladım millet neden bu kadar gergin ve kötü kötü – burası baya korsanların mekanıymış. Yemek sırasında beni arkadan soymaya çalışan adam olayı izah etti. Elektrikle zıplatınca bi geri çekildi tabi. Burası bi nebze yazlık ya da çoğu korsan topluluğunun karargâhı gibi bir yermiş kısaca. O yüzden fiyatlar tuzlu ve dükkandakiler kızgın. Ve soyguncu bol. Neyseki sadece bi akşam kalıyorum, yoksa donum bile kalmaz buralarda.
dürüm kemirirken çiziktireyim dedim
Tabi o dürüm yetmedi bana. Gezerken baktım şehrin daha kuzey taraflarında meyve bahçeleri var. Biraz orada soluklanıp, sahipsiz görünen elmalardan yiyeyim dedim- ama biliyorsun günlük, ben sakar bi insanım. Ağaca tırmanıp, elmaya uzanırken küt diye düşmeden olur mu? Ellerimin üzerine düştüm. Acıdan yarım saat kıvranarak, küfrederek ağladım. Hugin de kuzum dolandı ellerime, belki diner acısı diye. Sırf o tatlılığından bi posta daha ağladım.
Acıdan dudağımı ısıra ısıra şehre döndüm, bi revir, bi iksirci var mı diye. Herkes beni ya “Mavi İksir” ya da “Denizin Kalbi” diyerek kovdu. Ben de “yeter bee, kendim yol bulurum!” diyerek limana çıktım.
Limanda da maceracı tipli bir grup vardı, belki onlar bilir mi diye yaklaştım: Bir Pagretli, kılıç ustasına benzeyen bir adam, bir elf ve bir Tabaksi. Çok hararetli bir tartışmanın ortasındaydılar. Fakat neyi orada fark ettim? Ulgath’taki olayı hatırlıyor musun, limanın paramparça olduğu? İşte o adamlar, eminim! Böyle bir grup başka nerede olacaktı? O an heyecanımı yenemedim, yaklaştım ufak ufak. Yandan küçük cep defterimle tiplerini karalamaya çalışırken, Tabaksi arkadaş beni kovmaya çalıştı- hem de velet diye! Sonra diğerleri de bana “küçük kız” demeye başladı. Yine boydan kaybettim yani günlük... Ama elf olan beni tanıdı! Hemen güzel pozlarını verdiler, o kadar havalıydı ki hepsi! Tabaksi olan bey kendisini maskeli istedi nedense, ilginç bir tercihti. Ama Pagretli beyefendi hemen morlu ufak bir alev çıkardı, yanlış görmediysem Elder Blast. Belli ki eli ayarında birisi, Warlock diye anladım ama yanlış da olabilirim. Kısaca heyecan verici bi olaydı, ama elimin acısından karç kurt bir şeyler çıkartabildim. Yüzleri asıldı ama buna rağmen biraz ekmek ve beş altın verdiler.
Fakat elf bey (Feanor’du ismi yanlış hatırlamıyorsam) bana çok acıdı. Hazır yollarının da üstüyken, beraber iksircinin yolunu tuttuk. Tabaksi bey Dalieh’e baya hakim gibiydi, gruba bol bol öneride bulunuyordu. O sırada büyük bir gölge üzerimizden geçti ve Feanor’un koluna benden de büyük bir kartal kondu. Tüyleri parlak, bakışları pençeleri kadar keskindi. Hugin onu görünce biraz gerildi ama ekibe güvenerekten onu sakinleştirdim. Hugin başka yırtıcı kuşlardan hep bir gerilir, kanadını kıran şeyden dolayı diye tahmin ediyorum. Boyutu da yine minyon olunca, korkması doğal cancağızın.
Ve gördüğümüz ilk büyük iksirciye daldık. Girdiğimiz gibi de olaylar gelişti.
Başlamadan şunu tekrardan belirtmem gerek: Bir iksircinin kalitesi ve amacı, satıcının selamından ve masaya ilk ne koyduğundan belli olur. Bu adamın daha girişten muazzam bir kafası vardı, geldiğimiz gibi masaya direk zeytinyağı, kahve tozu ve Akademi’de daha ilk derste hakkında uyarı yapılan salyangoz iksirini koyunca, ben anladım olayların karışacağını. Zaten iksirci de içtiği salyangoz etkisiyle acayip acayip sesler çıkarmaya başlayınca dedim s**tık. Warlock bey de aynısını düşünmüştü ki, ekibi önden uyardı.
Bu arada kılıç ustası bizi toparladı ve gayet açık açık planını yaptı- hırsızlık yani. Feanor bir an “Göz şimdi hırsızlık mı peşinde?” diye karşı çıktı, anlamadım- Göz neydi? Sonra Theodas’tan ve bir çocuk katilinden bahsettiler- Theodas’ın ölümüyle ilgili bir şeyler mi biliyorlardı? Noble Joe’yu mu tanıyordular? Özellikle elfe çok yükleniyorlardı, sanki elf özellikle bir şeyler biliyor gibi… Pagretli beyefendi (ismi Q-Quintus?) de sanki bu muhabbetten uzakmış gibiydi, ikimizin de kafası karışmıştı. Daha bunları özümseyemeden, kılıç ustası Tabaksi’ye arkadan bir kese uzattı ve iksirciyle konuşmaya başladı.
Tam o sırada kapıdan iki kişi geldi. Genç olan kollarından sakattı, benden bile kısa olan adam da “Lundin geldiii.” diye sayıklıyordu. Göz açık kapayıncaya kadar Feanor kartalını delirtmeye, Quintus yalandan masayla ilgilenmeye, Lundin delirmiş gibi konuşmaya, kılıçlı adam (Mugen olduğunu hatırladım isminin) dans etmeye, Tabaksi de (adı Hebi’ydi?) yandan her şeyi ceplemeye başlamıştı. Ben de o sırada duvara dayanmış, Hugin’le bu curcunayı izledik. Tam artık ne olduğunu takip edemiyorken, Feanor’un işaretiyle kolumdan tutulup hep beraber dışarı çıktık.
Limanın sakin bir köşesinde Mugen elini torbaya attı ve kalbimi rahatlatan Mavi İksiri çıkardı. İksiri yudumlayınca gelen ferahlık ve el kemiklerimin yerlerine oturmasını dinlemek muazzamdı. Ayrılmadan onlara son bir iyilik yapmak istedim. Öncelikle Kargaresh anılarımdan bi sayfa verdim. Kara Topraklar sığınmak için ideal değil, ama Vein sakinleri bile Kargaresh’ten bahsederken bi duraklar. Bu ekip de tek yiyecek gibi durmuyordu. Feanor bunu deyince hemen atladı, biraz şaşırdım şahsen. Fakat Tabaksi, Vein haritası sordu. Vein için önden ufak bi harita alıp, eskizini ne olur ne olmaz diye kaydetmiştim. Birini versem sorun olmazdı. Ama acaba karşılığında son bir şey istesem, çok mu olurdu?
Bunları düşünürken, gözüm bir ağaca takıldı. Neden bilmiyorum, ama aklım Akademi’de okuduğum bi kitaba gitti. Boy uzatmayla ilgili bir rivayet ve deney. Zamanında denemiştim, ama daha çok küçüktüm. Şimdi tekrar denesem olmaz mıydı?
Böyle güldüğüme bakma, içten içe ağlıyorum
Ağaca tepetaklak astırdım kendimi. Evet, bacağım güzelce gerildi. Ama değişiklik? Tabiki yok! Çünkü ben 8 kardeşin arasında bu kadar bahtsızım günlük! Güneş Tanrısı bana gülmemişti, daha sadece 3. çocuk olmama rağmen!! Neyse, ricamı yerine getirdikleri için onlara Vein haritasını verdim. Birbirimize hoşça kal dedik ve yollarımız ayrıldı.
Fakat biliyorsun günlük, ben bazı şeyleri kafaya takan biriyim. Akşam benim içime bi kurt düşmesin mi? Bunlar o ilk çizimime çok bozuldu, o kadar da iyilik yaptılar. Onlara nasıl teşekkür edebilirim derken, baktım eski çizimi benim çantaya tıkmışlar. O kadar sevmemişler yani! O zaman yapılacak tek bir şey vardı.
Neyseki pozlarının eskizini yapmışım. İşim bittikten sonra taverna taverna gezip aradım bunları. Sadece en son girdiğim handa Quintus’a benzeyen birini anlattılar. Belli ki bunlar çoktan yola çıktı. Hüzünden hanın kapısına çökerken, Hugin beni gagaladı, pençesini uzattı. Bir umut ayağına bağladım, saldım resmi.
Hugin bir iki saat sonra geldi. Deniz kokuyordu. Bacağında da bir kese. İçini açtığımda, kalbim ısınmıştı. Bunlar bana çokça altın yollamıştı, yanına da bir şişe- iksirciden cepledikleri mürekkep. Bu marka genelde Helgen tarafında üretilir. Bulması zor, fiyatı da tuzludur. Fakat kalitelidir, kolay solmaz. Güzel bir kalemle en ince ayrıntıları bile halledersin. O kadar sevindim ki günlük! Sevinçten göğe baktığımda, milyonlarca yıldızla göz göze geldim. Onlar da mutluluğumu paylaşır gibiydi.
geriye sadece bu eskizim kaldı. Umarım beğenmişlerdir
İşte böyle günlük. Şu an gemi tayfasıyla bi handa uyumaya yakınız. Beni en köşede bir yer yatağına attılar ama alışkınım. Yarın Vein’e yelken açıyoruz. Acaba Ulgathlı ekip varmış mıdır? Peki onlar ne peşinde? Âlâ mıdır yoksa şer midir bunlar? Belki de ehvenişer? Bana çok da kötü görünmediler ama burası Kalbedur, her yerden her şey çıkabilir.
Şer demişken, korkunç bir şey hatırladım günlük. Ben bunlara Kargaresh günlüğünden sayfa verdim dedim ya. Ben bunlara Slatur’un sayfasını vermişim! Baya sadece malzeme ve duası var- bunlar beni kara büyücü zannedecek!! Ben yandım! Ya o Warlock beyefendi, beyefendiliğini bırakıp beni yakacak, ya da o Mugen herifi beni bulur da kıyma yapacak!
Onu geçtim, bunlar Vein’den gidecekse nasıl girecekler, Vein girişini bulabilirler mi bi başlarına? Aaaaah, benim salak kafam! Şimdi düşünüyorum da, umarım Vein’e gitmişlerdir çünkü onları durdurup durumu izah etmem gerekiyor.. Off, kafama bacağım girse bu kadar kötü olmaz.
Neyse, vakit gerilme vakti değil. Bir iki güne Vein’deyim. Orada her şeyi izah edeceğim. Sorularım da cevaplanacak, inanıyorum! Dayak yiyip Kara Topraklara atılsam bile gideceğim oraya! Noble Joe da kimmiş!! Slatur ve Hugin buradayken bana hiçbir şey olmaz!
Ve dediğim gibi günlük, bu eğer son yazımsa, benimle yol aldığın için çok teşekkür ederim. Slatur mevzusu hala geçerli. Gerçi şimdi sadece ona değil, aynı zamanda Hugin’e de sorumluluğum var. Onları ne olursa olsun koruyacağım. Eğer o Ulgathlı ekibi de görürsem, onların da foyası Vein’de belli olur. O zaman görürüz şer midir ehven midir bunlar.
Selametle!
- Uni
submitted by Unistonen to ehvenisers [link] [comments]